siyaset-ve-din-etkilesimi

SİYASET VE DİN ETKİLEŞİMİ

SİYASET VE DİN ETKİLEŞİMİ

Av.Cavit Orhan

Son Güncelleme: 16 Nisan 2018, Pazartesi
Makale 44 kez görüntülendi.

Tarih boyunca iktidarlar, vazgeçilmez hazineleri olan dini siyasal bir müdahaleye tabi tutmuş, onu 
politik saiklerle yeniden yorumlamış ve onun aracılığıyla toplumu yeniden biçimlendirmek istemişlerdir. 
Dini, belki toplum uğruna olmaktan ziyade, kendi istikrarı ve otorite açısından kaçınılmaz saymışlardır. Bu açıdan din, sürekli değişen dünyanın değişmeyen ahlak yasası haline gelmiştir. Siyasal 
açıdan toplum, yaşayan bir organizma olduğuna göre, onun duygu ve inançları vardır. Buna göre, toplumu 
bir arada tutan inanç ve dogmalar dogal olarak siyasi tercihlerde de etkili olmaktadır . Bu inanç ve dogmaların ana kaynağını oluşturan dinler, genellikle 
içlerinden çıktıkları toplumun değerlerini yansıtmakla birlikte evrensellik iddiası taşıdıklarından,
doğdukları ortam değiştikten sonra da varlıklarını sürdürürler. Bu etkinin siyasal yaşama genellikle tutucu 
yönde yansır. 
Siyasal sürece yöneten ve yönetilenler arasındaki karşılıklı etkileşim ve yönetilenler açısından 
bağlılık süreci olarak bakmak gerekirse, dinin ve dini bağlılığın etkin olduğu yerde, bağlılık doğal olarak 
siyasete de yansıyacaktır. Aksi durumda, dinin etkisini kaybettiği yerde siyasal yaşama etkisi olmayacaktır. 
Bu, devletin düzenlemesi ile ilgili bir durum değil, toplumsal yaşama ilişkin bir olaydır. Çünkü insanların 
siyasal kararlarında sosyal aidiyet bağları önemli bir etkiye sahiptir ve karar verme sürecinde bireyler ait 
oldukları yapılar içindeki insanların ürettiği siyasal görüşleri desteklemektedirler. 
Dinin algılanış biçimi, dinsel aidiyet, dine bağlılık ve dinsel pratikleri yapma düzeyi insanın 
siyasal yaşama katılma yönünü, tercihlerini ve siyasal partilerden beklentilerini etkilemektedir . Bu nedenle, devletin laik olup olmaması, dinin siyasal yaşamda etkili olmasını 
engelleyememektedir, ancak toplumun sekülerleşmesi veya sekülerleşmemesi bu etkiyi arttırmakta veya 
azaltmaktadır . Çünkü sekülerizm özü itibari ile dinin imha edilmesini değil, sosyal 
konumunun kamudan özel yaşama transferini hedeflemektedir.
Din olgusunun siyasal tutum ve davranışları etkilemesi bakımından karmaşık bir ilişki düzeni yarattığı 
söylenebilir. Çünkü tarih boyunca siyasal iktidarlar, siyasal otorite ve egemenliklerinin 
meşrulaştırılmasında önemli ölçüde din faktörü kullandıklarından dolayı, din-siyaset ilişkileri her dönem 
dikkat çeken bir konu olmuştur. Din ve siyaset ilişkisinin kazandığı içeriğe göre, din, siyasal yaşamın bazen 
nesnesini bazen de öznesini oluşturmaktadır. Bu çerçevede, dinsel inançlara bağlılık ile siyasal inançlara 
bağlılığın benzer bir durum yarattığı ileri sürülebilir. Birey, doyumu, kendisiyle aynı siyasal inancı 
paylaşanlarla bir arada olmayla, onlarla dayanışmayla veya siyasal inançlarının başarısıyla da sağlayabilir.
Din faktörünün siyasal ilişkilere yön veren bir faktör olarak algılanması dünyada gelişmiş veya azgelişmiş
olsun çoğu ülkede söz konusudur. Dünyanın pek çok ülkesinde din ya da dini temsil konumunda olan 
kurumlar toplumsal ve siyasal yaşamın içindedirler. Din ve siyasetin kurumsal ayrılığı, 
bu kurumların tam anlamıyla olgusal olarak ayrılmasını beraberinde getirmemiştir. Hatta siyasal kültür 
açısından din faktörü bazı toplumlarda özellikle siyasal tercihlerde sosyo-ekonomik statü ve sınıf 
mensubiyetinden daha önemli rol oynayabilmektedir. Özellikle bu sosyo-kültürel 
bölünmüşlüğü tayin eden sınırın din olgusuyla çizilmesi, dinin siyasal çözümlemelerde öneminin giderek 
artırmasına neden olmaktadır. Çünkü insan üzerindeki etkisi sebebiyle dinler, her dönem iktidar odağı ile 
ilgilenmiş veya varlık nedenleri ile ya da dindar insanların iktidar mücadelesi sebebiyle siyasetle yakından 
ilişkili olmuştur. 
Din olgusu seçmen davranışı bağlamında değerlendirilecek olunursa; dinin sosyal özellik olarak seçmen 
tercihlerinin oluşumunda göz ardı edilmeyecek derecede rol oynadığı çok rahatlıkla söylenebilir. Dinin sosyal özelliklerin önemli bir boyutunu oluşturması gerçeği, seçmenlerin 
kendilerini tanımlama biçimiyle ilişkili olarak farklı siyasi partilerin program ve söylemlerine farklı tepki 
vereceklerine işaret etmektedir. Bu bağlamda seçmenlerin kendilerini tanımlama ve konumlandırma 
biçiminin seçmenlerin gözünde siyasi parti alternatiflerini daha işin başından sınırlandırmaktadır. Başka bir 
deyişle seçmenler, kendi sosyal özelliklerine lideriyle, programlarıyla ve söylemleriyle hitap eden partileri 
tercih edeceklerdir, diğerlerini alternatifler arasına dahi almayacaklardır.
12 Eylül 'den sonra, Rabıta vb.gibi yapılarla başlayan,zorunlu din dersleriyle devam eden toplumu dönüştürme çalışmaları yıllar içinde sonuç vermiş ve artık ülkemizde seçmen çoğunluğu tercihini ideolojik saikle ,sınıfsal bakış açısıyla degil,dinsel inanç saikiyle yapmaya başlamıştır. 
Dinsel saikle yapılan tercihlerle olusan siyasi iktidar,ne kadar yanlis yaparsa yapsin,dinin yapısı gereği kitlelerden destek bulmaya devam edecektir.
Bunu önlemenin yolu, iktidar olmak isteyen her partinin, dinsel söylem geliştirmesi olmamalıdır. Tam tersine,toplumsal yaşamın binlerce yıl önce getirilen kurallarla sürdürülemeyeceginin,üstelik bu kurallar konusunda inananların bile farklı  yorumlar yapması gerçeği ile,dinin bütünüyle toplumsal yaşam alanından çıkarılarak yaratan ve kul arasında özel bir ilişki haline dönüştürülmesi gerekmektedir.
Bu genel değerlendirmelerimizi sonraki yazılarımızda somut örneklerimizle de anlatmaya çalışacağız..
Saygıyla. 
Av.Cavit ORHAN

Sporda Öne Çıkanlar

Teknoloji Haberleri